İslâm Mezhebleri Tarihinde Huccet:

  • user warning: Table 'arif_beyan.beyan_captcha_points' doesn't exist query: SELECT module, captcha_type FROM beyan_captcha_points WHERE form_id = 'comment_form' in /home/beyan/domains/beyan.org/public_html/modules/captcha/captcha.inc on line 60.
  • user warning: Table 'arif_beyan.beyan_captcha_points' doesn't exist query: SELECT module, captcha_type FROM beyan_captcha_points WHERE form_id = 'user_login_block' in /home/beyan/domains/beyan.org/public_html/modules/captcha/captcha.inc on line 60.

Huccet tabiri, mezhebler tarihinde sözü edilen çeşitli itikâdî fırkalar arasında da farklı anlamlara gelmektedir. Bu tabir, özellikle Şîa ve onun önemli kollarından olan İmâmiyye, İsmâiliyye ve Bâtıniyye'de daha çok kullanılmaktadır. Bunlarda "huccet" genel olarak; dokunulmazlık verdikleri, masum kabul ettikleri şahıslara verilen isimlerden birisidir. Bir kısmında "imam": huccet olarak görüldüğü halde, diğer bir kısmında imama giden yol huccetten geçer.

Şimdi bu fırkalara göre "huccet''in kullanılışını ayrı ayrı görelim:

a) İmamiyye'ye Göre Huccet: İmamiyye veya İsnâaşeriyye adlarıyla bilinen bu fırkaya göre huccet, "oniki imama" verilen bir başka isimdir. Onlara göre imam, Allah'ın yeryüzündeki delilidir. Bundan dolayı da imamlara aynı zamanda huccet denilmektedir. İmamların sözleri Allah'ın sözü, emirleri, Allah'ın emridir. Onlar, ancak Allah adına ve O'nun vahyi ile konuşurlar. İnsanlar üzerine şahittirler. Onlar Allah'a giden yoldur ve O'na işaret eden delillerdir. Onları sevmek imandan, onlardan nefret etmek ise küfürdür. Onların dostu Allah'ın dostu, düşmanları da Allah'ın düşmanlarıdır. Yeryüzü Allah'ın yarattıkları için huccetinden yani açık, gizli veya belirsiz bir imamdan mahrum olamaz. (İmamiyyenin imam = huccet hakkındaki inançlarıyla ilgili daha geniş bilgi için bakınız: Ebû Câfer el-kummî, Risâletu'lİtikâdâti'l-İmamiyye, Terc. Ethem Ruhi Fiğlalı, Ankara 1979, s. 107-112; Hüseyin Atay, Ehl-i Sünnet ve Şia, Ank, 1983, s. 102-110).

Ayrıca, İmamiyye'ye göre Hz. Peygamber'in dedesi Abdulmuttalib "huccet", O'nun oğlu yani Peygamberimizin amcası Ebû Tâlib ise O'nun vasîsidir (el-Kummî, a.g.e, s. 131).

Görüldüğü gibi, İmamiyye'ye göre huccet veya diğer ismiyle imamlar çok farklı bir önem arzederler. Zirâ onlar, bir nevî yeryüzünde Allah'ın temsilcileridirler. Dünya ve âhiret ile ilgili bir çok şey onlarla izâh edilir. Onları sevip, bağlanmakla herşey çözümlenmiş olur. Hesab mizan, sırat ve mahşer'de hep onlar gündemdedir. Meselâ, onlara göre, âhiretteki hesabın bir kısmı Allah tarafından, bir kısmı da O'nun huccetleri tarafından yerine getirilecektir. Nebî'nin ve imamların taraftarlarına günahları sorulmayacaktır. Yine onlara göre, bir başka yönden de sırat, Allah'ın huccetler adıdır. Allah, dünyada onları tanı ve onlara itaat eden kimsenin, kıyamet gününde cehennem köprüsü demek olan Sırât üzerinden geçişine saade edecektir (bk. el-Kummî, a.g.e. s. 80,84).

b) İsmailîlere Göre Huccet: İmanın yokluğunda yani gaybet durumunda kendi mezheblerine daveti yürüten kişiye "huccet" denir. İmama giden huccetten geçer. O, daima halkı aydınlatmak için faaldir, imam gibi olamaz. O baş dâî olarak tayin edilmiştir. Normal olarak din propagandası yapan dâîler bu baş dâî olan huccete tâbidirler (Ethem Ruhi Fığlalı, Çağımızda İtikâdî İslam Mezhebleri, İstanbul, 1980, s. 103).

c) Bâtıniyye'ye Göre Huccet: Onlarca kabul edilen yedi imamdan birine verilen isimdir. Onlara göre yedi Nebî, yedi de imam vardır. Yedi Nebî; Âdem, Nûh, İbrahim, Musâ, İsâ, Hz. Muhammed ve bağlı bulundukları Muhammed b. İsmail'dir. Yedi imam ise; İmam, huccet, zûmassa, dâî-i ekber, dâî-ime, zûn, mükellib ve mü'mindir. Bunlardan huccet, imamın ilmini taşıyana denir. İmamdan telâkkî ettiği delilleri muhatabın; zevkine göre tâlim eder. Üçüncü imam olan Zûmassâ ise, çocuğun meme emdiği gibi ilmi huccetten alır (İzmirli İsmail Hakkı, Yeni ilm-i Kelam, Ankara 1981, s. 104).

Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, huccetten özellikle Mezhebler Tarihi alanında daha çok söz edilmektedir. Bu konudaki Şîa'nın görüşleri ve imam anlayışında; onlara masumiyet tanımaya kadar varan tutumları Ehl-i sünnet itikadınca kabul edilmemiş ve tenkit edilmiştir. Zira, onlar da insandır, günah işlerler, günahtan masum olamazlar, onları sevmek imandan, sayılmadığı gibi onlardan nefret de küfür sayılamaz. Küfür ancak açık bir inkar halinde sözkonusu olur.

Abdurrahim GÜZEL

Yeni yorum gönder

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi